Ara

Koşu Kadını

Hızlı adım atma ve ötesi

Ay

Ekim 2015

Kapadokya Ultra – 36K Yarışı

Bu yazıya nasıl başlayacağımı gerçekten bilemedim. Galiba birazdan, bacaklarımdaki ağrılardan, yarış boyunca yaşadığımız komik anlardan, yarışı bitirebilme heyecanından, birlikte olma duygusundan ve en önemlisi de 6 saat süren macera dolu bir yarıştan bahsedeceğim.

Kapadokya yarışını geçen yıl katılanlar öve öve bitiremediği için, biz de bu yıl bu yarışa katılmaya karar vermiştik. Ben sanırım Şubat ayında bu yarışa kaydımı yaptırdım. Tüm ekip, yaz boyunca heyecanla bu yarışa ve Frig Ultra’ya hazırlanmaya başlamıştı. Yerler çoktan ayarlanmış, artık geriye sadece gitmek kalmıştı. Yarış yaklaşırken, bir arkadaşım yarış günü evlenmeye karar verdiği için, Frig Ultra yarışına katılamamıştım. Yine de dayanıklılığımızı arttırmak için Eymir Gölünü’nün ormanlarında, çantalı yiyecekli, görece uzun koşular yapıyorduk. 26 Nisan 2015’te başlayan yarış orucumun sonlarına yaklaşırken, 11 Ekim’de Puma’nın düzenlediği IGNITEIstanbul yarışına katılıp, 10K’yı 52 dakikada koşmuştum. Her ne kadar bu bir yol yarışı olsa da, kendime olan güvenim bir nebze de olsa artmıştı. Ama şunu söyleyeyim, Kapadokya 30K (ya da 36K diyelim artık), bambaşka bir deneyimdi.

23 Ekim Cuma öğleden sonra çıktık yollara. Hepimiz bir şekilde aynı otelde buluşacak, sabah için ne yapacağımızı konuşacaktık. Ben, Anıl ve Kubilay, önden gidip kısa bir Ürgüp turu yaptık ve sonra otelimize geçtik. Ardından yarış kitlerimizi alıp, tekrar otelimize döndük. Ekibin geri kalanı da yavaş yavaş gelmeye başladı. Aslında başından beri biliyorduk, hepimiz bir şekilde bitirmeyi hedefliyorduk. Ben zaten o güne kadar hiç bu kadar tırmanışlı ve uzun bir koşu yapmamıştım. Akşamdan çantalar hazırlandı. Ben bir önceki Frig Ultra’dan birazcık deneyimli olarak, çantama kas gevşetici, soğutucu sprey gibi çeşitli destekleyici eklemiştim, iyiki de eklemişim!

2015-10-24 08.40.43
Okumaya devam et “Kapadokya Ultra – 36K Yarışı”

Senem’in Hikayesi

Artık havalar da yavaş yavaş ısınmaya başlamışken, koşmak daha da keyifli olacak!

Yanlış yazmadım tabiki. 15 yılı aşkın zamandır tanıdığım arkadaşım Senem, Avustralya’ya doktora sonrası araştırma için gittiğinde, belki de koşunun hayatına bu derece girebileceğini tahmin etmiyordu. Senem, kendi koşu deneyimi ve düşüncelerini paylaştı. Buyrunuz:

Koşmaya Başlama Üzerine

“That day, for no particular reason, I decided to go for a little run. So I ran to the end of the road. And when I got there I thought maybe I’d run to the end of the town. // 

O gün , hiç bir neden yokken, biraz koşmaya karar verdim. Yolun sonuna kadar koştum ve oraya varınca kasabanın sonuna kadar koşayım diye düşündüm.”

Forrest Gump

İtiraf ediyorum. Daha bir sene öncesine kadar koşmak o kadar da favorim değildi, bence benim vücudum koşmaya uygun değildi, koşmaya başlamak için biraz geç kalmıştım, kondisyonum zaten hiç yetmezdi 5 dakikada tıkanırdım, koşacak o kadar da vaktim yoktu, koşmak sağlığa o kadar da yararlı bir şey değildi. Daha bir sene öncesine kadar 5 kilometreyi zar zor koşardım. Bir keresinde Ankara’da tanıştığım Doruk, “bir yarışa yazıl, motivasyon olur, ona göre düzenli koşarsın” dediğinde, açıkçası pek de ciddiye almamıştım. Ne gerek vardı.

1
Şehrin ortasında böyle parklar olunca insanın oturası gelmiyor

Okumaya devam et “Senem’in Hikayesi”

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑